Yılbaşı Kelimesinin Kökeni

Yılbaşı Kelimesinin Kökeni
Noel yılbaşından farklı bir kutlama” diyenler çıkacak.  Evet, “noel” (Latince “natalis” den, doğum), yani Hz. İsa’nın doğum gününe izafe edilen kutlama, yılbaşından 6 gün önce, 25 Aralık’ta. İngilizler “christmas” diyorlar ki, aynı kapıya çıkıyor. 26 Aralık’ta da kutlamalar devam ediyor. Noel tatili, yılbaşını da içine alacak şekilde uzatılıyor ve böylece iki “kutlama” birleşiyor…

SPONSOR REKLAMLAR

Ayırt edebilen beri gelsin! Yılbaşının “noel”le alâkası olmadığına, yılbaşında “christmas”ı kutlamadığımıza yemin kasem ediyorlar. Her ne kadar bir Hıristiyan azizi, yani Aya Nikola veya Sen Nikolas olduğunu söylüyorlarsa da yılbaşı kutlamalarında Noel Baba’nın dinî bir motif olarak görülmemesi gerektiğini iddia ediyorlar. Üzerine hediyeler asılan yılbaşı ağacına da kabul edilebilir bir yorum getiremiyorlar.

“Yılbaşı”na, modern sözlükçülüğümüzün pirlerinden Ahmed Vefik Paşa’nın Lehçe-i Osmanî’sinde rastlıyoruz. “Sene-i cedide, sâl-i nev günü” (yeni yıl, yeni yıl günü) olarak açıklanıyor. Şemseddin Sami’nin yılbaşı tarifinden çok, kurduğu örnek cümle mânidar. “Yılbaşı: Sene-i cedidenin (yeni senenin) başladığı gün. Bugün Firenklerin yılbaşısıdır” (Kamus-ı Türkî). Yılbaşının firenklere mahsus bir anlamı olduğunu büyük sözlükçümüz ustaca ortaya koyuyor.

SPONSOR REKLAMLAR

“Firenkler” deyince, Avrupalılar, Roma kilisesine bağlı olanlar, katolikler anlaşılmalı. Yani bizim “gâvur”ların  (ortodoksların, Ermenilerin, Rumların vs.) bu tarakta bezi yok. Zaten onların “paskalya”sı firenklerin noeli ile aynı değil. Şemseddin Sami Kamus-ı Fransevî’de “noel”i şöyle açıklıyor: “Hazret-i İsa’nın yevm-i viladeti (doğum günü) ve o güne mahsus olan paskalya, milâd-ı İsa (İsa’nın doğumu) yortusu.” “Yevm-i mezkûrde kilisede okunan zemzeme” (sözü geçen günde kilisede okunan ezgili dua).

Şemseddin Sami “noel ağacı”ndan da söz ediyor: Abre de noel: “Milâd-ı İsa gecesi çocuklara verilecek oyuncak ve şekerleme gibi hediyeler asılarak tertib ve tezyin edilen sun’i ağaç.” Açıklamada hem “paskalya”, hem de “yortu” kelimeleri geçiyor. Hüseyin Kâzım ise sadece “yortu” diyor. Bunlar Batı dillerinde kullanılan kelimeler değil.

Paskalya, Türkçe/Osmanlıca-İngilizce Redhouse sözlüğünde “easter” kelimesi ile karşılanırken, yortu için “Christianfeast” karşılığı verilmiş. Yani “Hıristiyan festivali”. Paskalya ve yortu nasıl tefrik edilebilir?  

Resimli Türkçe Kamus’da Raif Necdet Kestelli paskalyayı “Hıristiyanların büyük bayramı ki o gün Hazret-i İsa’nın dirilip mezardan çıktığına itikad ederler” şeklinde açıklıyor. Bu durumda yortu “küçük bayram” oluyor, fakat Kestelli ilgili maddede “Hıristiyan bayramı” açıklamasına yer veriyor.

Yılbaşı ile birleşen noel, Batı Hıristiyanlığının festivali. Festival bizde “bayram” karşılığı kullanılmaz. Bu “festival” uzayıp yılbaşını da içine alıyor. Peki, doğu Hıristiyanlığı bunun neresinde? Ortodokslar İsa’nın doğumunu bugünkü takvimle 6 Ocak’ta kutluyorlar.
Bizim de 1925’ten beri resmen tâbi olduğumuz takvime Miladî takvim deniliyor. Yani Hz. İsa’nın doğumunu esas alan takvim. Papa 13. Gregory tarafından düzenlenmiş, 1582’den beri kullanılıyor. Ama nedense yılın ilk günü Hz. İsa’nın doğum günü değil!
Doğu kiliseleri ise Jül Sezar’a isnad edilen Jülyen takvimini esas alıyorlar. İsa’nın doğum tarihi konusundaki farkın buradan kaynaklandığı söyleniyor.

SPONSOR REKLAMLAR

Fakat Ermeni Patrikliği’nin aylık dergisi Paros anlayış farkını kayda geçiriyor: “Ermenilerin neden Noel’i dünya geneliyle birlikte 25 Aralık’ta kutlamadıkları sıkça sorulan bir sorudur:  Bütün Hıristiyan Kiliseleri 4. yüzyıla kadar, 6 Ocak tarihini Mesih’in Kutsal Doğuş Bayramı olarak kutluyorlardı.  Ancak Roma Kilisesi 25 Aralık’ta kutlanan “güneşin doğuşu” pagan geleneğini yıkmak için Noel’in kutlanmasını 25 Aralık’a aldırınca, Roma  kilisesi’nin uydusu olmayan Ermeni ve Rum Kiliseleri bu değişimden etkilenmedi. Ermeniler 6 Ocak Dzınunt ayininin sonunda, Çurorhnek (suyun kutsanması) töreni ile Mesih’in vaftizini de kutlamış oluyorlar.”
İsa’nın doğumunun yerleşik putperest kış festivali kutlamaları ile birleştirilmesi bu metinde ustaca “pagan geleneğini yıkmak” olarak niteleniyor. Fakat görülen o ki, Batı Hıristiyanlığı pagan geleneğine teslim olmuş!

Mevzumuz yılbaşı fakat bir türlü esasa giremedik. Eskinin ünlü gazetecilerinden (vefatı 1964), Selami İzzet  Sedes’den okuyalım: “Bizim nesil aşçıbaşı, eslükbaşı, onbaşı, yüzbaşı, binbaşı bilir; amelebaşı, işbaşı, kuşbaşı, bilir; dedelerimiz: ‘Bir baş ol da istersen soğanbaşı ol’ diye öğüt verdiklerinden soğanbaşı: ‘Sakın koparma’ dediklerinden çıbanbaşı, ‘olmayı şiddetle reddettiklerinden’ eşşekbaşı bilir; çiftlikte subaşı, Sulukule’de çeribaşı bilir, köprübaşı, çeşmebaşı, merdivenbaşı, bu arada asasbaşı, cellatbaşı bilir; ucu paraya dokunduğundan aybaşı bilir ama yılbaşı bilmezdi. Yılbaşını sonradan öğrendik. Bizim eskiden otuz gecemiz, iki de sabahımız vardı: Ramazan geceleriyle Bayram sabahları. Yanılmıyorsam bizde yılbaşı Beyoğlu’nda başladı.” Ahmet Haşim’in “Müslüman saati”ni hatırlamanın tam zamanı. Firenk âdetlerine teslim oluşumuzun öyle kendiliğinden olduğunu söyleyebilir miyiz? Bunun bir dönüştürme, “inkılâp” faaliyeti olduğundan şüphe yok.

80 sene önce… Ramazan Aralık ayının ortalarında başlıyor. Bunun duyurusu resmî Diyanet İşleri Riyaseti tebliği olarak gazetelerde iki üç satırlık yer buluyor. Anlayacağınız, yılbaşı Ramazana rastlıyor. İşte o günün gazetesinde bir reklam: “Ankara Palas. Muazzam senebaşı reveyonu. Masalar şimdiden tutulmaktadır” (Cumhuriyet, 20 Birinci kânun [Aralık] 1935). İthal âdetler kelimelerini de getiriyor: Reveyon (revellion). Kamus-ı Fransevî’de şöyle açıklanıyor: “Gece yarısı  yenen yemek, gece taamı”. Diyeceksiniz ki neden “gece yarısı yemeği” denilmiyor? Hem de öztürkçeciliğin zirvede olduğu günlerde? Denilemez, çünkü bu “yemek” başka yemek; afedersiniz, halt yemek! Ülkeyi yönetenler halkı kökten değiştirmek istiyorlar. Bunu hayat tarzı meselesi haline getiriyorlar. Ramazan ve bayram âdetlerini silecek yeni alışkanlıkları yaygınlaştırmak için çabalıyorlar.

Yılbaşı büyük ikramiyesi bundan veriliyor. “Tayyare (Hava Kurumu) Piyangosu büyük ikramiye 500.000 lira.” “1935’i de bitirdik. Tayyare piyangosu da bu gece çekilecek (Cumhuriyet, 31 Aralık 1935). İşte 1935 yılının son günü aynı gazetede yayınlanan bir ilan:

Yılbaşı piyangosunun en büyük ikramiyesi ağlebi ihtimal (büyük ihtimal) Kader gişesinin biletleri arasında  bulunmaktadır.”

SPONSOR REKLAMLAR

İnkılâpçılar kaderi reddediyor, fakat milleti piyango kadercisi yapıyorlar! Ramazana rağmen yılbaşı kutlamaları sürüyor ve Hilâl-i Ahmer, yani Kızılay, yılbaşı balosu tertipliyor! Yılbaşı haftası Ramazan bayramı haftasına karışıyor. Gazeteler Ramazan Bayramını kutlamıyor okuyucuların. Zaten bayramda çıkmıyorlar. Bayramda yalnız Kızılay gazetesi çıkıyor. Fitre ve zekâtların Kızılay’a verilmesi ilânları da gazetelerde yer alıyor.

Kızılay’ın yılbaşı balosu konuyu yeterince açıklamadıysa başka bir örnek verelim: “Câmi yaptırma derneği balo verdi.” Hem de yılbaşında! Buyurun haberi okuyalım:
“Karabük. 2. (Telefonla)-Safranbolu Cami Yaptırma Derneği, dün akşam (yılbaşı gecesi) dernek menfaatine bir balo vermiştir. Balo geç vakte kadar devam etmiştir” (Cumhuriyet, 3 Ocak 1960).

Cumhuriyet’te “cami derneği haberi yer almaz” diyenler bakalım ne yapacaklar! Bu bal gibi “yılbaşı balosu” haberi. Bu şekilde yapılan “cami”yi ve onu yapanların akıbetini siz olsanız merak etmez misiniz?

Leave a Reply