Ütünün Tarihçesi

Ütünün Tarihçesi

SPONSOR REKLAMLAR

İçi hararetle fokurdarken, dışı muhatabının tüm kusurlarını düzeltir, olanca kırışığı temize çeker. Yani harbi dosttur ütü; hatayı fâş etmez, bilakis yutar geçer. Demirden karnını gezdirdikçe kumaşın koynunda, sadece muhatabı değil, cümle âlem düze çıkar onun fermanıyla.

Peki, o nasıl çıkmıştır arzın kırışık yollarına? Anlatalım.

SPONSOR REKLAMLAR

Başlarda ütü olarak ısıtılmış ağır taş, cam, mermer gibi araçların kullanıldığını biliyoruz. MÖ 2400’lerde Antik Mısırlıların kıyafetlerini ütüledikleri rivayet olunurken, en eski ütü MÖ 400’lü yıllarda Çin’de odun kömürü yakılarak elde edilen kızgın tavadır.

 

Resim 1: Taştan ütü MÖ 2000’lerde insanlar taşı ısıtarak kıyafetleri
düzleştirirlerdi. Bu taşları estetik motiflerle süslemeyi bildiler.

 

SPONSOR REKLAMLAR

 

Antik Yunanlar yine MÖ 400’lerde keten kumaşlara “pili” yapmak için kaynar çubuktan silindir biçimli bir tür ütü kullanmışlar. İki asır sonra ise Romalılar düz, metal bir “mala”yla pili yapmaya başlamışlar. İki tarafı vidalı,  kıyafetleri bu vidalar arasında presleyen ütüyü de ilk onlar geliştirmişler. Bunun bir sebebi varmış tabii. Ütülü, hele bir de ütüyle pili yapılmış elbise giymek Romalılar arasında yüksek toplumsal statü belirtisi, zenginlik alametiymiş.

 

MS 1400’lere gelindiğinde tutamağı bulunan ve sık sık ateşte ısıtılması gereken metal plakaların kullanıldığını görürüz. Fakat bu yöntemle ısı uzun süre korunamadığı için metal levhalar oyularak içleri kömür közleri ile doldurulmuş. Ne var ki bu aletler oldukça ağır ve külfetlidir. Bu yüzden daha çok Avrupalı zenginlerce kullanıldığını söyleyelim.

SPONSOR REKLAMLAR

Resim 2: Kömürlü demir ütüler ilk piyasaya çıktığında oldukça ağır olduklarından külfetliydi.
Bu yüzden ütü her eve giremezdi.

Gazla aydınlanmanın yaygınlaştığı 19. yüzyıla gelindiğinde gaz yağıyla ısınan ütü rağbet gördü. Fakat kullanımının pratik olmaması ve tehlikelere  sebebiyet vermesi yüzünden ütüler ancak elektriğin yaygınlaşmasıyla biçim değiştirip evlerdeki yerlerini aldılar.

 

Amerikalı Henry W. Seely, 1882’de elektrikli ütünün patentini alan mucit olarak ünlendi. Tasarladığı alet, iki çubuk karbonun arasına koyduğu elektrik kablolarıyla demiri ısıtarak ütüleme işlemi yapıyordu. Fakat bir sorunu vardı: İcat ettiği ütü fişe  takılıyken çok yavaş ısınıyor, hemencecik de soğuyordu.

 

SPONSOR REKLAMLAR

 

Resim 3:  İlk Ütüler bunu haturlayanınız varya.

1905’e gelene kadar elektrik sadece aydınlanmak içindi, güneş batmadan evlere elektrik verilmiyordu. Dolayısıyla elektrikli aletlerin yaygınlaşması oldukça geç tarihlere rastlar. Hafif ütüyü üreten Earl Richardson, hanımların daha çok salı günleri ütü yaptığını tespit ederek şirketini salı günü de bir saat elektrik verilmesi hususunda ikna etti. Buharlı ütü  furyası da Amerika’da 1926’da Eldez isimli bir kuru temizleme firmasının piyasaya çıkarmasıyla şöhret buldu.

 

Fakat ütü yapmada maharetli ve bileğine güvenen ev hanımları, bu daha pahalı eşyayı almayı gereksiz gördü. Bu sebeple  1940’lara kadar buharlı ütüler pek rağbet göremeyeceklerdi. Başlarda buharlı ütülerin tek bir su deliği varken, zamanla bunlar önce ikiye, dörde, hatta altıya çıktı. Delik sayılarının çokluğu, rekabet konusuydu adeta. En nihayetinde delikler ufaldıkça ufaldı, sayıları 70’e kadar ulaştı. Kumaş türlerinin çeşitlenmesi buharlı ütüleri daha cazip hale getirdi. 1995’e gelindiğinde musluk suyu kullanılabilen, şok buharlı, krom çelik tabanlı, kordonsuz ütüler piyasadaki yerlerini almışlardı.

SPONSOR REKLAMLAR

 

Kaşgarlı Mahmud’un ütüsü

Ütünün İngilizce (iron: demir) ve Fransızcada (fer à repasser: üstünden geçmek) ayrı bir ismi yok. Buna karşılık Türkçe “ütü” teriminin, Rusça (utyug) dâhil Balkan-Slav dilleri ve Farsçaya geçmiş olması, Orta Asya’nın bütün Altay dilleriyle birlikte en uzak ve arkaik Yakutçada (Sahaca) “ötüük” biçiminde bulunması, Çinliler kadar olmasa da Türklerin iyi ütücü olduğuna delildir.

 

Göçebe Türklerin özellikle Orta Asya’da kıyafetlerini eskiyene kadar giymeleri adet olmasına karşılık derli toplu, ütülü bir görünüme sahip oldukları da aşikârdır. Kaşgarlı Mahmud’un “Ol tonuğ ütidi” (O elbisesini ütüledi) örneği yanında, “Ol başığ ütti” (O başının saçlarını ütüyle yaktı, ütüledi) cümleleri kullanım yelpazesini gözler önüne serer. Üstelik Kaşgarlı Mahmud “ütü” için, “Mala biçiminde bir demir parçasıdır ki, dikiş yerlerini bastırmak için kızdırılarak elbise üzerine basılır” der. Aslında Eski Türkler bu demire “ütük” derlermiş.

SPONSOR REKLAMLAR

16.yüzyıl eski Anadolu metinleri ütüyü “üti” şeklinde kaydederler. Ahmed Vefik Paşa ise hemen her meselede olduğu gibi bunda da derinleşerek onun yalnız elbiseler için kullanılmadığını gösterir. Nitekim ona göre ütü dericilik mesleği için de mühimdir. Hayvan derilerinde özellikle paçanın tüylerini döken aletlere de ütü denirmiş. Ütüye dair anlatılanlar dilden dile gezedursun, onun heybesinde hep aynı cümle döner durur: “Gelen eşya temiz ve helalinden olsun da buruşuklukları hale yola koymaya muhabbetin sıcağı kâfidir”

Leave a Reply