Tezhib Nedir- Tezhib Sanatı Hakkında Bilgi ?

Tezhib Nedir- Tezhib Sanatı Hakkında Bilgi ?
Merhaba bu günkü yazımızda sizlere Türk İslam sanatlarından biri olan TEZHİB hakkındabir yazı paylaşacağız. Böylelikle değerli arkadaşlar bir islam sanatı daha sizlere sunulacak ve bilgi havuzumuza aktarılacak.  Medeniyet tarihi içinde tezyinî sanatlar (süsleme sanatları) bakımından olgun ve bir o kadar da seçkin seviyeye yükselmiş milletlerin başında muhakkak ki Türkler gelir. Türkler Orta Asya’dan başlayarak kültürlerini, dolaştıkları coğrafyaların tamamında, nihayet Anadolu’da yüzyıllar boyunca yükseliş göstererek yürütmüşlerdi. Tabiî bir netice olarak yeni ve değişik üslupların doğmasına vesile olduklarını söyleyebiliriz.
Asırlar boyu yeryüzüne yayılmış Türk boylarının farklı toplum ve medeniyetlerle girdikleri kültür ve sanat ilişkileri sebebiyle bugün örnek alınacak zengin bir kültür hazinesine ulaşılmıştır. Hun, Göktürk, Selçuklu, İlhanlı, Timurî ve Osmanlı dönemlerini kapsayan bu süreçte yüksek medeniyet seviyesinde sayısız sanat eserinin meydana getirildiği torunlarınca itiharla görülüyor. Bunlara ilaveten sanat tarihinde bazı yanlış tespitler de görülür.

SPONSOR REKLAMLAR

Türk kültür ve sanat tarihinde eser verilirken Türkçenin yanı sıra Farsça ve Arapça da geniş bir kullanım  alanı bulmuştur. Bundan dolayıdır ki metin Arapça ise eser Arap kültürüne, Farsça ise İran kültürüne ait zannedilmiştir. Hâlbuki bütün bu eserler Türk sanat zevki ve ileri görüşüyle meydana getirildiğinden bizim kültürümüze aittir. Bu eserleri meydana getiren sanatçıların imza atma alışkanlıklarının olmaması, pek çok Batılı uzmanın yorumlarında hataya düşmesine sebep olmuştur.

Türk sanatı Doğu, Batı ve Selçuklu Türkleri olmak üzere üç ayrı koldan gelişme gösterir. Doğu’da Uygurların hüküm sürmekte olduğu Batı Türkistan’dan başlayarak 15. yüzyıla gelindiğinde “Herat mektebi” adı altında şaheserler yaratılmıştır. Timur’un torunlarından Uluğ Bey, Hüseyin Baykara ve âlim vezir Ali Şir Nevaî’nin himaye ve destekleriyle birkaçı hariç tamamı Türk olan sanatçıların meydana getirdiği bu mektep, Batılı sanat tarihçileri tarafından Fars sanatı sayılarak -gülünçtür ki- İran’a mâl edilmeye çalışılmıştır. İkinci kol olarak Batı’da Memlûk sanatı gelişme gösterirken, üçüncü kol olarak Selçuklu Türkleri tarafından yapılan çalışmalar görülmüştür. Bununla beraber Artukoğulları zamanında yapılan kitap sanatı Memlûk sanatı ile Selçuklu sanatının sentezi niteliğindedir. Bu tarihî gelişimin sonucunda zirve nokta saydığımız Osmanlı İmparatorluğu’nda ise kültür ve sanatın her alanında bu kıymetli miras tatbik edilmiştir.
Türk Tezyinî Sanatları halı, kilim, çini, kalem işi, taş ve metal işçiliği, ahşap oymacılığı, kumaş işçiliği ve kitap süslemeleri (tezhip, minyatür, ebru, cilt) gibi uygulamalarla parlak bir geçmişe sahiptir. Türk milleti olarak bize has motiler oluşturup geliştirdiğimiz gibi diğer kültürlerden onlara ait figürleri de alarak uygulamış, bunları kültürümüzün zevk ve üslubuna uyarlayarak tabiri caizse Türkleştirmişiz. Daha geniş mânâsıyla bizlere ait orijinal “Türk Tezyinatı”ndan söz etmek kesinlikle hatalı olmayacaktır. Süsleme (tezyinat), İslamiyet’ten önce de Türklerde geniş anlamda gelenekleşmişti.

SPONSOR REKLAMLAR

Uygur süslemelerinde rastlanıldığı gibi… İslamiyetle şerelendikten sonra ise kullanım alanları kitap, mimarî gibi katlanarak çoğalmıştır. Geleneksel Türk Süsleme Sanatları içerisinde başlangıçtan itibaren kitap süslemelerinin ayrı bir yer ve önemi vardır. Bu, kitaba verilen değerden kaynaklanır. Özellikle İslamiyet’i kabul edişle başlayan dinî kitaplara gösterilen hassasiyet, bunların Allah’ın (cc) kelâmını içerisinde barındırmasından ve Peygamberimiz’in (sas) hadis-i şerilerini ebedîleştirme gayretlerinden ileri gelmektedir. Hat sanatı ile bir bütün olmakla birlikte kitap süsleme sanatı içerisinde uygulama yönünden tezhip ön plana çıkar. Tezhip “altınlamak” mânâsına gelir. Malzeme olarak altının çokça kullanılması, kitaba verilen kıymeti ortaya koyar. Kitaplarda tezhibin zengin kullanımı, zahriye sayfası olarak da adlandırılan kısımda görülür. Buraya kitabın adı ve kim için yapıldığını gösteren kitabe sûre başlıklarına; kenar boşluklarına ve son sayfasına tezhip yapılır. Son sayfaya yapılan tezhibe “Hatime veya Ketebe (imza) Tezhibi” adı verilir.

Yazıları (hatları) süslemelerle çerçeveleyip tamamlayan tezhip, Kur’an’ın şanına uygun kaplanıp ciltlenmesini ve ona saygının en açık ifadesi olarak bu sanatların üsluplarla gelişip olgunlaşmasını sağlamıştır. Fırça kâinattan ilham alıyor Tezhip sanatının hat sanatına paralel olarak gelişip yükseldiğini arz etmiştik. Bu beraberlik, onun şereli bir yere sahip olmasını da sağlamıştır. Kur’anlarda kullanılan renkler ve motiflerle tezhip, ilahî hakikatin varlığına hizmet etmektedir. Gerçek mânâsı ile sonsuzluk ve mükemmellik arayışını sembolize etme vasıtası olan dinî kitap süslemelerinde semboller kullanılmıştır. Mesela tezhipli süslemelerde kullanılan kare ve dikdörtgenler yeryüzünü, yarım daire ve üçgenler gökyüzünü işaret etmektedir. Aynı motilerin devamlı şekilde tekrarı, bize göre sonsuzluk olan ancak sahibi için sınırlı bir alandan ibaret dünya ve kâinatta ritmi simgelemektedir. Bütün sayfa süslemelerinde yerli yerince, milimetrik uygulanan geometrik elemanların uyum ve dengesiyle ilahî varlıktan içimize zerk olunan mükemmelliğin eser üzerindeki yansıması korunmaya çalışılmış, onun etrafını çeviren formlarla göze görülmeden ama güçlü bir şekilde sonsuzluk etkisi verilmiştir. Altın ise esas eleman olarak hayat veren, hayatı sürekli kılan güneşi sembolize eder. Altından sonra tezhipte en geniş yere sahip olan lacivert tonu sonsuzluğun rengi olarak gökyüzünü simgeler.

tezhib nedir

tezhib nedir

Doğu’da altın ile mavi aynı ölçüde kullanılmakta, Batı’ya doğru gidildikçe altın birincil, mavi ise ikincil bir anlam kazanmaktadır. Klasik anlamda bu iki ana renk arasında bir denge ve paralellik her zaman hâkim olmaktadır. Bunlar İslam dininin görkem ve güzellik doktrini ile yakından ilgilidir. Bu doğrultuda, tezhip sanatında kullanılan motifler ve renkler gelişigüzel seçilmemiştir. Hatta tezhip gelişigüzellikten en uzak sanatlardan biridir. İcrasında kullanılmakta olan bütün unsurlar yüzyıllar boyu bu sanata emek veren sanatçılar üzerindeki tesir ile bilinçli olarak seçilen birer semboldür. Tezhip sanatının insan ruhuna hitap ederek meydana getirdiği saf manevî duygular Türk sanatçıları vasıtasıyla dört bir yana yayılmış; tarihî gelişimi içerisinde farklı tezhip ekolleri ortaya çıkmıştır: Bağdat, Musul, Herat,  Semerkant, Tebriz, Konya, Amasya, Bursa, Edirne, İstanbul ekolleri gibi. 16. yüzyıla kadar zirve noktasını görerek gelen tezhipte klasik üslup 17. yüzyıldan itibaren değişimlere uğramıştı. 19. yüzyıla gelindiğinde bazı müstesna eserler hariç olmak üzere Batı tesiri nedeniyle renkte ve motifte bozulmalar gözlemlendi. 20. yüzyılda ise bu bozulmalarla öz benliğini kaybeden tezhip sanatını yeniden canlandırmak için gayret gösterilmiştir. Eski klasik üslup esas alınarak zamanın zevkiyle birleştirilip yeni klasik tarz diyebileceğimiz şekilde devam ettirilmiştir.

Bugün tezhip, yok olmaya yüz tutmaktan kurtarılmıştır. Günümüzde bir kitap sanatı olmaktan çıkmış, “levha tezhibi” olarak adlandıracağımız bir yola girmiştir. Bu bağlamda dikkat etmemiz ve üzerinde durmamız gereken nokta; bir kültür olarak tezhibin geniş kitlelere ulaşması ama tezhip adına yapıldığı iddia edilen incelik, renk, tasarım ve verdiği mesaj açısından tezhipten uzaklaşmış çalışmaların ıslahı yoluna gidilmesidir. Bu sanata, dolayısıyla geniş perspektite kendi kültürümüze katkıda bulunma çabası içindeysek istekli muhataplara gerçek mânâsı ile tezhibi tanıtmak, sevdirmek ve onları doğru yönlendirmek esas gaye olmalıdır. Bu sorumluluk idrak edilerek gereği yapıldığında geleceğe yönelik yeni üsluplar ve ekoller için ışık yakılabilir. Aksi takdirde tezhip kültürümüzü yarınlara taşıyacak bir isimden söz etmek hayâl olacaktır.

Leave a Reply