Ramazan Kelimesi hakkında

Ramazan Kelimesi hakkında
Savm, salat, hac, zekât… Kelime-i şehadet’ten sonra İslâmın şartları bunlar. Okuyucularımızın çoğu bu ibarenin “oruç, namaz” şeklinde olduğunu bilirler, “savm” ve “salat” ı ise pek bilen yoktur. Milli Eğitim Bakanlığı’nın Dinî Terimler Sözlüğü’nde olduğu gibi, Hasan Akay’ın İslâmî Terimler Sözlüğü’nde de savm kelimesinin karşısında “bk. oruç” yazıyor. Diyanet Vakfı’nın İslâm Ansiklopedisi’nde de aynı ibare ile karşılaşıyoruz. Dergâh’ın 1979 yılında yayınladığı Ansiklopedik Büyük İslâm İlmihali’nde atıf yerine “oruç kelimesinin arapça karşılığıdır” yazılmış. Tabii “bak. oruç” denilmesi de ihmal edilmemiş. Aynı manaya gelen “sıyam” kelimesinin bu kitaplarda zikri geçmiyor!

SPONSOR REKLAMLAR

Bu işte bir terslik yok mu? Tabii olarak dinî terimlerin Kur’an dili olan Arapça olması beklenir. Dinî bilgiler verilen kitaplarda dinin aslî kelimelerinin kullanılması icab etmez mi?

SPONSOR REKLAMLAR

Dilimizde böyle olmamasını nasıl açıklamalıyız? Sadece oruç mu? Namaz da Arapça değil. Esas kelimenin “salat” olduğunu ilahiyat hocaları bildikleri halde çok fazla kullanmazlar.

Oruç gibi, namaz gibi günlük dilde çok kullandığımız abdest ve peygamber kelimeleri de Farsçadır. “Vudu”yu bilen yoktur neredeyse. Arada bir resul veya nebî desek de,  peygamber neredeyse vazgeçilmez kelimemizdir.

Peygamber’in Türkçesi yalavaç da günümüze kadar gelememiştir. Türkçenin dinî ıstılahları, hele de günlük dildeki kelimeler, Müslümanlığı benimsediğimiz çağlarda dilimize yerleşmiş ve bugüne kadar gelmiştir. İşte o İslamiyeti benimsediğimiz dönem, yani hicri 2-3., miladi 9-10. yüzyıllar.  Müslümanlığı Türkistan’da Farsça bilen hocalardan öğrendiğimizin en açık delili bu kelimelerdir. “Ramazan”da şüphe yok, o Arapça; Kur’an’ın kelimesi: “Şehr-i ramazan ellezi unzile fîhil Kur’ânu huden lin nâsi ve beyyinâtin minel hudâ vel furkân…” (Bakara, 185) O ramazan ayı ki, insanları aydınlatmak için hidayet delilleri ihtiva eden, hakkı bâtıldan ayıran Kur’an indirildi…

Arapçadan Türkçeye sözlüklerimizin klasiği Ahterî-i Kebirde ramazan şöyle açıklanıyor: “Aslında masdardır yanmak mânasına ve dahi muayyen bir mübarek şerif ayın adıdır. Vazi’ vaz’ettikte eyyam-ı harda vaki olduğu için ramazan tesmiye ettiler.”

Şöyle diyor (Afyon) Karahisarlı Muslihiddin Mustafa Efendi: “Aslında yanmak mânasına masdardır ve belirli ve mübarek şerefli ayın adıdır. Kural koyan kuralı yakıcı günlerde koyduğu için ramazan olarak adlandırdılar…” Kelimenin kökü rmd (re mim dat, ramad), kum ve benzeri şeyler üzerinde güneşin harareti ve yakıcılığının şiddeti anlamına geliyor. Hz. Muhammed’in (sav) amca oğlu meşhur tefsir ve fıkıh âlimi, hadis ravisi İbn Abbas’ın bir Yahudi’nin oruç ayının neden ramazan olarak adlandırıldığı sorusuna verdiği cevap ilgi çekici: “Zira bu ayda günâhlar kavrulur”.

SPONSOR REKLAMLAR

Ramazanın “ramadî”den, yaz sonu güz başlarında yağan ve yeryüzünü tozdan arındıran yağmurdan geldiği yahut da “ramd”dan, kılıcı veya ok temrenini inceltip keskinleştirmek için iki yalçın taş arasına koyup dövmekten kaynaklandığı iddiaları da var.

Ramazan edebiyatı
Ramazan üç mübarek ayın sonuncusu, Recep ve Şaban’dan sonra gelen müstesna ay, “on bir ayın sultanı”. Bu sebeple çok güçlü bir Ramazan edebiyatına sahibiz. Divan  Şairlerimizin gazel, kaside türünde ramazaniyeleri olduğu gibi, halk edebiyatında da ramazannameler var.

Yunus Emre’den başlasak yeri var.

Fakat mahlas yerinde “Derviş Yunus” olan bir şiir:
Müştak olup özlediğim/Şehr-i ramazan merhaba
Bakıp yolun gözlediğim/Şehr-i ramazan merhaba (…)
Müminlerin bayramıdır/On bir ayın sultanıdır
Hakkın bize fermanıdır/Şehr-i ramazan merhaba

Leave a Reply