Osmanlı’da İcazetname Hakkında Bilgi

Osmanlı’da İcazetname Hakkında Bilgi

SPONSOR REKLAMLAR

Geçtiğimiz aylarda mezun olup diplomalarını alanların hayatlarında yeni bir sayfa açıldı. Diploma törenleri şüphesiz öğrenciler kadar aileler için de heyecanlı ve mutlu anlarla dolu. Şimdilerde mezuniyetin simgesi şu: Elde rulo halinde diploma, cübbeler omuzlarda, kepler havaya! Artık mezunlar. Peki geçmişte durum nasıldı? Mezuniyet belgesi olan diploma, o zamanki adıyla “icâzetnâme” nasıl verilir ve öğrenci için hangi anlama gelirdi?

Gelin tarihte ‘diplomatik’ bir yolculuğa çıkalım. 9.yüzyıldan itibaren hadis alanında ilk örneklerine rastlanan icâzetler, zamanla diğer ilim dallarına yayılmış ve gelenekselleşmiş. Bununla birlikte icâzetler arasında konusu, kullanımı ve kapsamı itibariyle farklılıklar göze çarpar. Buna ilmî, fennî ve meslekî icâzetleri örnek  vermek  ümkün. Kapsamı itibariyle ise genel ve özel icâzetler dikkat çeker. Köklü bir geçmişi olan icâzet, uzunca bir süre devam eden öğrenim (tahsil) hayatı sonunda elde edilirdi. Süreci başarıyla tamamlayan talebenin icâzetnâme alması hakkıydı ve hakkın teslimi için de merasimler düzenlenirdi.

SPONSOR REKLAMLAR


İcâzetnâme
almak elbette talebelik hayatının en sevinçli günüydü. Sevinçle doğru orantılı olarak düzenlenen cemiyet de büyük bir önemi haizdi. Zira o gün, meşakkatle geçen uzunca bir ömür parçasının mükâfatıydı. İcâzetnâme töreninde talebeler, fazilet sahibi ulemanın ve merasime katılanların önünde sükûnet içerisinde boyunlarını bükerlerdi. Bu, ilmin verdiği olgunlukla gelen bir boyun büküşü temsil ederdi. Boyunları bükülürken hatıraları gözlerinin önünden bir film şeridi gibi geçtiğini söylememize gerek yok sanırız.

Derse başladığı çocukluk günleri, ilk hocasının hararetli anlatımları, medresede bir çalışma odasına sahip olmak için beklediği süreler, geçim endişesiyle dolaştığı memleketler, karşılaştığı güçlükler, peynir ekmekle geçirilen öğünler, karlı ve buzlu günlerde hasırlar üzerinde titreyerek yapılan dersler ve daha niceleri…

İlim tahsili için zamana ve zemine göre sıkıntılar yaşanması kaçınılmazdı. Nitekim artık makam mevki sahibi olmuş üstadlar da bir zamanlar benzer sıkıntılardan geçmemiş miydi? Sonunda sıra, gösterişli bir merasimle icâzetnâmesini almaya gelmiştir. 

Tören Kur’an’la başlardı

SPONSOR REKLAMLAR

Peki icâzetnâme töreni ne zaman yapılırdı? Bizimkiyle hemen hemen aynı günlerde dersek şaşırmayın. Haziran ayında yapılan merasim günü Darül- hilâfe’nin, yani İstanbul’un bütün talebeleri için özel bir andı. O gün sarık düzgünce sarılır, temiz cübbeler giyilir ve erkenden merasimin yapılacağı camiye revan olunurdu. Program için belirlenen saat geldiğinde davetliler birer ikişer teşrif ederlerdi.

 

Gelenler teşrifatçıların nezaretinde sessizce yerlerini alır, davetliler arasında Darülhilâfe’nin önde gelen âlimleri ve fazilet sahipleri de bulunurdu. Merasimin icra edileceği caminin ortasına birer arşın yüksekliğinde döşekler, minderler ve üzerine sedef kakılmış rahlelerle bir daire oluşturulurdu. Minderlerin üzerine nefis seccadeler örtülür, 60-70 kadar ulemâ-i kirâm (büyük âlim) minderlere, müderrisler de  etraflarına otururdu. Talebeler ise rahlelerin önündeki yerlerini alırdı. Caminin tam ortasında, avizenin altında oluşturulan halkanın merkezinde icâzet alacak talebeler üstlerine bol gelen cübbelerine bürünmüş vaziyette sıralanırlardı. Arkalarında yine merasim cübbesi giymiş üçdört teşrifatçı talebe ayakta dururdu.

İcâzet verecek hoca, sırayla dizilen minderlerin ortasında oturur, hocası hayatta ise onu sağ tarafına geçirir, önündeki süslü rahleler üzerinde yaldız kaplı icâzetnâmeler bulunurdu. Hazırlıklar tamamdı. İcâzet merasimi her daim güzel sesli hafızların Kur’ân tilavetiyle başlardı. Merasimin manevî anlamda en coşkulu anları da tam bu sırada yaşanırdı.

Kur’ân tilaveti bitince köşede hazırlanmış bir minder üzerinde oturan hocaefendi rastgele bir talebenin  icâzetnâmesini yüksek sesle okumaya başlardı. İcâzetnâmede tahsil edilen ilmin güzelliği zikredildikten sonra Hz. Peygamber’e (sav) kadar uzanan üstadların isimleri de teker teker zikredilirdi.

SPONSOR REKLAMLAR

İcâzetnâme kıraati yarım saat kadar sürer, ardından okuyan hocanın karşısındaki bir başka hoca uzunca bir dua yapardı. Dua sona erdiğinde talebeler, teşrifatçıların nezaretinde ilk önce hocasının üstadının, sonra da hocasının elini öper, icâzetnâmesini cebine yerleştirir, sonra minderlerde oturmakta olan diğer ulemânın elini öper, ardından sırayla yerlerine otururlardı. Merasim bittikten sonra icâzet alanlar ayağa kalkarak iki sıra oluştururdu.

Sıraların arasından icâzetnâme alan talebelerin hocaları ve merasime katılan diğer ulemâ-i kirâm selam vererek geçer giderlerdi. Tören sona ererken talebenin bu defa mezuniyet sonrası hayallerine daldığı dikkatli gözlerden kaçmazdı. Kısaca söylemek gerekirse icâzetnâme törenleri geçmiş, bugün ve geleceğin harmanlandığı unutulmaz sahneler olarak yüzyıllarca yaşamış büyük bir geleneğin sade ama hatırlanmaya değer parçalarıydı. Unutulmasına ne kadar üzülsek azdır

Leave a Reply