Mükelleflik Kavramı ve Mükelleflik Nedir ?

Mükelleflik Kavramı ve Mükelleflik Nedir

SPONSOR REKLAMLAR

Zonguldak havzası, Ereğli ilçesi Kestaneci köyünden Uzun Mehmet tarafından 1829’da bulunduğu kabul
edilen taşkömüründe asıl devrim 19 yıl sonra, havza sınırlarının belirlenmesi ve ertesi yıl Galatalı sarraflara işletme hakkının verilmesiyle geldi. 1851’de maden araştırmaları için Ereğli kömür havzasında çalışma yapan İngiliz mühendislerin raporları İngiltere’ye iletiliyordu. Öyle anlaşılıyor ki, İngiltere buraya göz dikmişti.
Nitekim Kırım Harbi’ni gerekçe göstererek madenlerden çıkan kömürlerle kendi donanmalarını çalıştırma yoluna gittiler.

 

SPONSOR REKLAMLAR

RESİM: 1918’de Maden’e gelen Kâzım Karabekir, günlüğünde bakır galerilerinden şöyle bahseder: “En yüksek hararet sıcak mağarada imiş, elbise ile hamama girmiş gibi insan terlermiş. Buradaki işçiler yalnız donla çalışırmış.” Kuru ekmekle karınlarını doyuran madenciler (yıl 1934) ve Maden’deki bakır galerileri (Üstte).
İngiltere’de makineyle üretim sebebiyle ürün patlaması yaşanıyor ve yeni bir sorun ortaya çıkıyordu: Ürünleri satacak pazar. Sömürgecilik şekil değiştiriyordu. Soyulan, köle temin edilen sömürgeler artık hammadde için pazar vazifesi de görecekti. Osmanlı Devleti biraz geç de olsa 1865’te taşkömürü madenlerinin işletmesini Bahriye Nezaretine verecekti. Çıkarılan kömürler için havzaya liman yapımı da gündeme gelmişti.
Artık devir değişmişti. Maden ocakları açılıyor, ocaklar için gelen işçiler o civarda bir yerleşim alanı oluşturuyordu. İlk başta işler güzelği”, 10. maddede “sanayi maden işçilerinin geçerli bir mazeret olmadan iş yerini terk edemeyecekleri”, 19. maddede ise “lüzum görüldüğünde mesainin her gün üç saat artırılabileceği” karara bağlanmıştı.
Geçici encümen 19. maddeye farklı bir yorum getirerek, bu maddede geçen “bir günlük tatil kuralının” ihlal edilemeyeceği ifadesini, “İşçiyi zorla tatile gönderemeyiz ya, isteyen o gün de çalışır. Birkaç aylık bir süre için işçilerin hiç ara vermeden çalışmasında bir sakınca yoktur” diyecekti. Yani Mükelleflik ortaya çıkacaktı
27 Şubat 1940 tarihinde Ereğli havzası için uygulamaya konulan “iş mükellefiyeti”, ertesi sene Etibank Garp Linyit işletmeleri için de getirilmekle kalmadı, 22 Şubat 1941’de 16 yaşındaki çocukların günde 11 saati aşmamak üzere madenlerde çalıştırılabilmesi karara bağlandı. Bu 11 saat sınırı ise jandarma dipçiği sayesinde sadece lafta kalacaktı.
Bu kanun az miktarda cesur kalem tarafından “kısa sürmeli” diye eleştirilirken uzun süre yürürlükte kaldı.
Halk arasında “mükellef” olarak nam saldı. İngiltere’de 15-16. asırlarda uygulanan mükellef benzeri sistemlerin
maalesef daha beteri bizim ülkemizde 1940’lı yıllarda uygulanmaya başlaması işin acı tarafıydı. Jandarma dipçiği
İşin gerçeği, Osmanlı döneminde de zorunlu çalışma getirilmişti ama padişah onayından geçmeyen kanun, işçileri bazı koruyucu maddelerle desteklemişti.
Yine de tarihi çarpıtanlar CHP’nin mükellefiyetini 2. Mükellefiyet diye adlandırırlar. Oysa CHP döneminde mükellef tutulanların nasıl seçildiği bile farkı göstermeye yetecektir. Devlet köylerden, muhtarlar aracılığıyla vergi borcu, askerlik borcu olanları, işi olmayanları, hatta arkası  olmayan kişileri toplamış, jandarma dipçiği altında madenlere gönderip hasta ve sakat demeden aylarca gün yüzü görmeksizin çalışmaya zorlamıştı.
Daha çok çalıştırmak ve firar eden işçileri yakalayıp getirmek üzere özel jandarmalar bile tahsis edilmişti. Diğer kurbanlar ise firari askerler ve hapishane mahkûmlarıydı. Tavşanlı Çayır köyünde yaşayan Veli Atak kendisiyle yapılan röportajda, çocukluğunda Değirmisaz bölgesine 1,500 mahkûm getirildiğini anlatmaktadır.
O dönemde iş kazalarında ve bulaşıcı hastalıklarda büyük artış yaşanmıştı. Üretim artışı isteniyor, buna karşın işçilere tatil, sağlık kontrolü gibi imkanlar sunulmuyordu. Ahmet Makal bir makalesinde (Toplum
ve Bilim, “65. Yılında Milli Korunma Kanunu, Çalışma İlişkileri ve İş Mükellefiyeti Üzerine Bir İnceleme”, Sayı: 102, 2005, s. 55-91) mükellefiyet döneminde 60 bin kişinin zorla çalıştırıldığını, mükellef işçi oranının ilerleyen yıllarda %50-60 yükseldiğini kaydeder.
Bundan kurtulmak için kolunu bacağını kesenler bile görülüyor, ancak sonları jandarma dipçiğiyle çalıştırılmak oluyordu.
“Kelebeğin rüyası” İşçiler acılarını türkülerine yansıttılar ve bu türküleri öylesine benimsediler ki, adı geçen makaleye göre 1999 yılında bile linyit ocaklarındaki işçiler o dönemki türküyü biliyor ve söylüyordu:
“Mükellefin urganı, terli olur yorganı;
mükelleften kurtulan, çifte kessin kurbanı.”
Askerliğini ünlü Yavuz zırhlısında yapan, hayatta olan son mükelleflerden 97 yaşındaki Şaban Kalmaz,
çilesini anlatan Kelebeğin Rüyası filmiyle ilgili haberde o günleri Sabah gazetesine şöyle anlatıyordu: “İki-üç ay ocakta durmadan çalıştığımız oluyordu. Kolu, bacağı yok demeden, işe yarasın yaramasın, herkesi zorla ocağa soktular. Askerlikten geldikten sonra direkt ocağa aldılar beni. Madenler o zaman çok kalabalıktı, insanlar karınca gibiydi. Jandarma, mükellef kaçaklarını yakaladığında dövüyordu. Annen baban ölsün, köyüne gelmenin imkânı yok, yollamıyorlardı. İzin alman mümkün değil. Jandarmaya emir vermişler, sopa dersen çok bol, kımıldatmıyorlar
seni. Böyle günler geçirdik. Şimdi hükümet pamuk gibi, o zamanların hükümeti böyle miydi? Süvariler at üzerinde köylerde dolaşıyorlardı. Savaş yıllarıydı. Asker topluyordu milleti. Kaçmanın imkânı yoktu. İl dışından bile insan geliyordu. Mükellef kalkınca insanlar rahat etti, yaşlı olanları emekli ettiler.”
Günümüzde madencilik hâlâ en tehlikeli iş kollarından biri. Zamanla politikacıların arpalığa çevirmesi sayesinde büyük miktarlarda zarar yapan işletmelerin kapatılması gündeme geldiğinde işçiler buna karşı çıkmış, sonunda hükümet büyük çaplı özelleştirmelere gitmek zorunda kalmıştır. O dönemde bir işçi, grizu patlamasında ölenlerin ardından yapılan gösterilerin hemen sonrasında yaşanacakları şöyle ifade etmişti:
“Bugün ölenleri defnediyoruz. Birkaç gün sonra hepimiz yine madenlere ineceğiz. Ancak şimdi birçoğumuzun aklından, ölen işçilerin yerine kendi yakınlarımızı nasıl işçi olarak aldırabileceğimiz geçiyor. Madencilik buraların kaderi olmuş! Ne yapalım?”

Leave a Reply