TIKLAYIN. Hafıza Teknikleriyle YKS YKS ..

Kösem Sultan Kimdir

Kösem Sultan Kimdir

SPONSOR REKLAMLAR ---

Kösem Sultanın Doğum tarihi de kesin olarak bilinmiyor. Kaynaklarda güzelden ziyade zarif, cazibeli ve usûl-erkân bilen bir kız olarak geçen Kösem’i tarihçi Ahmed Refik boylu poslu, tatlı yüzlü, gözlerinde daima gurur hissedilen biri olarak tasvir eder. 1612’te Venedik balyosu Simone Contarini ise onun “güzel, kurnaz, ayrıca birçok yetenekleri olan, mükemmel şarkı söyleyen ve bu nedenlerle de hükümdar tarafından çok fazla sevilen” biri olduğunu söyler.
Muhtemelen I. Ahmed ile akran olan cariye Kösem, yıllar geçtikçe saraydaki yerini sağlamlaştıracak, harem hiyerarşisinde adım adım ilerleyerek bir cariyenin ulaşabileceği en üst mevki olan valide sultanlık makamına yükselecekti. Bu makamı elde etmek için zorlu bir hayat yaşadığına ve birçok bedel ödemek zorunda kaldığına şüphe yok. En ağır bedel, Osmanlı hanedan tarihinde daha önce hiç yaşanmamış ve bir daha da yaşanmayacak
olan siyasî bir cinayete kurban gitmesidir.


Bazı tarihçilerin çizdiği olumsuz tasvirdeki gibi hakikaten oğlunu öldürtecek kadar hırslı bir kişiliğe mi sahipti? Servet düşkünü bir saray kadını mıydı? Yoksa 18. yüzyıl Osmanlı yazarı Ayvansarâyî Hüseyin Efendi’nin dediği gibi “sarây-ı devlet ü ikbâl” miydi?
Kösem Sultan’a yöneltilen en sert eleştirilerden biri, oğlu Sultan İbrahim’in tahttan indirildiği, sonra da öldürüldüğü süreçte takındığı tavırdır. Buradan yola çıkılarak oğlunu öldürtmekle suçlanmıştır. Kösem Sultan yılların siyasî tecrübesiyle taht değişimi sonrasında oğlunun öldürüleceğini öngörmüş olabilir. Buna karşın oğlunun  ldürülmemesi
için bir girişimde bulunmuş olamaz mı? Elbette böyle bir ihtimalden söz etmek mümkün. Çünkü –Kösem Sultan’ın
da çabasıyla- 17. yüzyılın başlarında yapılan düzenlemeyle tahta çıkan padişahın, hanedanın diğer üyelerini
öldürtmesinden vazgeçilmişti.
Bu yüzden oğlunun tahttan indirildikten sonra sağ kalacağını öngörmüş olabilir. Zira dönemin tanığı ilk resmî Osmanlı vakanüvisi Mustafa Naîmâ Efendi’nin, Bahâî Efendi’den naklettiğine göre Kösem Sultan, tahttan indirilen
oğlunu haremde bir abdesthanesi ile ocağı olan ve ancak küçük bir yemek tabağının sığacağı pencereye sahip bir
odaya kapattırmıştı. Anlaşılan Valide Sultan, I. Ahmed’in kardeşi Mustafa’yı öldürtmediği gibi İbrahim’in de tahttan
indirildikten sonra öldürülmeyeceğini öngörmüş ve bu nedenle onu bir odaya hapsettirmiştir. Ama İbrahim öldürüldü. Peki neden? Bu sorunun cevabını da Naîmâ’dan öğreniyoruz: Taht değişiminden bir gün sonra
İbrahim’in kapatıldığı yerden çıktığı yolundaki söylentilerin halk arasında endişeye yol açması üzerine tedbir alarak
oğlunun kaldığı yerin penceresini kireç ve Horasan harcı ile muhkem olarak tekrar kapattırmış ve oğlunu
korumuştur. Lakin Kösem’in tedbiri yeterli olmayacak, İbrahim öldürülecektir.
Ancak bu olayda Kösem Sultan’ın herhangi bir rolü yoktur, zira sarayda çıkan bir söylenti üzerine Yeniçeriler
tekrar tahta çıkarılmasından korktuklarından İbrahim’i öldürmüşlerdi. Öyleyse modern tarihçilerin savunduğunun
aksine Kösem Sultan oğlunu öldürmeyi planlamamış, İbrahim onun iradesi dışında gelişen olaylar sonucunda öldürülmüştür.
Naîmâ, Valide Sultan’ın bazen oğluyla şefkatle konuştuğunu, ona nasihatler verdiğini söyler. İbrahim’in ise
annesinin söylediklerine aldırmadığını, Kösem’in de buna üzüldüğünü ve onunla konuşamaz olduğunu ekler.
Dönemin tarihçi ve bürokratı Kara Çelebizâde Abdülaziz Efendi ise Kösem Sultan’ın bir konuşmasında oğluna
bile faydası olmadığını itiraf ettiğini belirtir: “Oğlum İbrahim içün saltanata lâyık değildir dediler, ‘hal‘ olsun’ dedim.
Vücudu zarardır, izâle olsun dediler, ‘Katl olsun’ dedim. Eğer benim bir kimseye himâyetim olsa oğluma olurdu.”
Mahpusların borcunu öderdi Suçlanma sebeplerinden bir diğeri hayatı boyunca elde ettiği muazzam servettir. Bu konuda en ciddi eleştiriyi çağdaşı Kara Çelebizâde Abdülaziz Efendi yöneltmiş ve “Bir Valide Sultan’ın bu kadar toprağı ve malı olmaz” diye muhalefet etmiştir. Günümüz tarihçileri de onu servetinden dolayı mahkûm etmişlerdir.
Öte yandan Kösem Sultan’ın zenginliği ve yaptırdığı eserler gerçekten de dikkat çekicidir. Naîmâ, 50 senelik
ömründe sahip olduğu malının katlinden sonra hâssa-i hümâyûn için zapt edildiğini söyler. Vefatı sonrasında
mallarını kaydeden Kahveci Mehmed Halife, terekeden tamamının değeri 50 bin kuruşa ulaşan 2 bin 700 şal
çıktığını ve diğer çeşit çeşit eşyanın da buna kıyas edilebileceğini belirtir.

SPONSOR REKLAMLAR ---

Bununla birlikte Naîma, Valide Sultan’ın Mercan Çarşısı’nda yaptırdığı Valide Hanı’nda 20 sandık florisi bulunduğunu söyler. Kösem Sultan’ın gelir sağladığı hasları arasında Menemen, Zile, Gazze, Kilis ve İzdin vardı. Bu haslardan yıllık geliri 250 bin riyali/20 milyon akçeyi bulurdu. Bununla birlikte haseki olduğu dönemde kendisine verilen Eğriboz sancağındaki 23 köyün gelirleri de ona aitti. II. Osman ve IV. Murad’ın saltanat yıllarında yenilenen haslar ikincisi tahta çıktığı sırada yıllık 394.373 akçe gelir sağlamaktaydı. IV. Murad aynı yıl annesine 40 bin kuruş (3 milyon 200 bin akçe) getiren İskenderun hassını da ihsan etmişti.

 

Leave a Reply