Kamus Kelimesinin Kökeni

Kamus Kelimesinin Kökeni

SPONSOR REKLAMLAR

Önce telaffuzu becerebiliyor muyuz? Kaamuus.. İki uzun hece. Latin asıllı alfabede kullanılan işaretlerle “kâmûs” olarak yazılabilir; fakat nasıl okunur? Bu işaret (^) sadece uzatma maksadıyla kullanılmıyor ki.

Osmanlı yazısındaki kaf ve kef, yani kalın k ile ince k’nin yerine mevcut alfabede bir tek “k” var. Harf tek ama ses tek değil. O zaman ne yapılıyor? K harfine işaret konulamayacağı için ondan sonraki harfe bu sorumluluk yüklenerek mesele -güya- çözülüyor.

SPONSOR REKLAMLAR

 

Mesela: Kâfir, kâğıt, kâh, kâhin, kâinat, kâmil, kâkül, kânun, kâr vs… Hadi yazın: Kâhir. Oldu mu ya? Kaahir olabilir belki. Fakat TDK’nın yazım kılavuzunda, imlâ “kahir”. Bu kahır, yani “büyük üzüntü, derin acı, keder, elem” manasına gelen kelime olmasın? Tamam, “kahır” yazarız olur biter de, pek “kahırlanmak” demeyiz, “kahirlenmek” deriz, hatta halk “gahirlenmek” der.

 

Arapça “deniz, büyük deniz, okyanus” demek kamus. Okyanus ne? Dünya karasını çevreleyen su kütlesi, engin deniz. Firuzâbâdî’nin meşhur Arapça sözlüğü Kamusu’l Muhit ve’l-kabesü’l-vasitu el-câmi’ lima zehebe min lugati’l-Arab şematit, kısaca Kamusü’l- Muhit veya Kamus olarak anılır.

19.yüzyılın başında Mütercim Âsım, İranlı Yakup Firuzâbâdî’nin sözlüğünü El-Okyanusû’l Basît fî Tercümeti’l-Kamûsü’l- Muhît ismiyle çevirmese idi, bu kelime zihnimizde bu kadar yer etmeyecekti.

SPONSOR REKLAMLAR

Âsım Efendi sözlüğü tercüme etmekle kalmadı, tahkik ve tenkidlerle zenginleştirdi, ilâvelerde bulundu, Türkçe karşılıklar verdi. Sözlükçülük tarihimizde böylece müstesna bir yer edindi. Daha önce Farsçanın temel sözlüklerinden Burhan-ı Kaatı’yı da aynı şekilde “çevirmiş”ti. Böylece İslâm dünyasının iki büyük medeniyet dilini üçüncü önemli dilde konuşturdu. 20. yüzyılın ünlü dilcisi Veled Çelebi onu, “lügatçilerin en büyüğü, tahkikte birinci” övgüsüyle anar.

 

Kamus, “lügat, sözlük” anlamıyla Âsım Efendi’den sonra dilimize yerleşti. Kamus-ı Arabî, Kamus-ı Fransevî, Kamus-ı Osmanî, Kamus-ı Türkî gibi sözlükler yayınlandı. Bazı ihtisas sözlüklerinde de bu kelime kullanıldı. Mesela Askerî Kamus 1939’da basılmış. Ya “kamus”la deniz aynı isimde birleşirse ne olur? Süleyman Nutkî’nin Kamus-ı Bahrî’sinin baskı tarihi: 1918. Tahmin edilebileceği gibi, bir denizcilik sözlüğü bu.

 

Mehmed Âkif, “Mahşer gibi âfakını sarmış zulematın/Teşrihine, kamusu yetişmez kelimatın” diyor. Yani “ufuklarını karanlıklar mahşer gibi sarmış, bu halin açıklanmasına kamusun kelimeleri yetişmez…”

SPONSOR REKLAMLAR

Ahterî-i Kebir’de kamus  için “denizin ortası”açıklaması var. Lehçe-i Osmanî’de “büyük deniz, muhit, okyanus, umman” olarak açıklanıyor. Kamus- ı Osmanî’de Salahî Bey, “Engin, denizin ortası; büyük deniz, muhit, okyanus. Mufassal lügat kitabı”, Yeni Resimli Türkçe Kamus’da Raif Necdet, “Büyük deniz, büyük denizin ortası, mufassal lügat kitabı” açıklamalarına yer veriyor.

 

Kamus-ı Türkî’de Şemseddin Sami’nin açıklaması epey uzun: “Sıfat-ı müzekker, arapça, cem’i  avamis. (belki Yunanca okyanus’dan). 1. Deniz, bahr, yemm, derya. 2. Lügat kitabı, bir lisanın kâffe lügatini ve şerh ve tefsirlerini havî kitab. (Aslı Firuzâbâdinin lisan-ı Arabi’nin lügatını havî olan meşhur eserinin ismi olup, şöhretine binaen, bittamam alelıtlak lügat kitabı mânasıyla da kullanılmışdır, (Farside ferhenk gibi). Gelelim çağdaş sözlüklere. Kubbealtı Lügati’nden okuyalım: “Bir dilin bütün kelimelerini içine alan büyük sözlük, büyük lügat kitabı; bir konu ile ilgili maddeleri alfabe sırasına göre toplayan geniş eser (meşhur âlim Firuzâbâdî’nin (15. yüzyıl) büyük Arapça lugatinin ismi olup aslında “deniz, denizin en derin yeri, derya, okyanus” anlamında olan kelime bu esere isim olduktan sonra “sözlük” mânasına kullanılmaya başlanmıştır.” Bu ansiklopedik malûmat için söylenecek bir şey yok. Fakat bir sözlükçünün kullanmaktan şiddetle kaçınması gereken kelimelerden biri tarifte yer alıyor: “Bütün”. “Bir dilin bütün kelimeleri”. Ne büyük iddia. Okyanusun tamamını ihata eden bir kavrayış. Bu mümkün mü? Bu sorunun cevabından çok, şu sorunun cevabı merak edilebilir: Kubbealtı Lügati bir kamus mudur? Kamus kelimesine 20. yüzyılda hayatiyet kazandıran büyük edebiyatçılarımızdan biri de Ahmed Hâşim’dir: “Cansız kamus onun elinde bir şûle gibi yanardı”. Bu cümle Ahmed Haşim’in Süleyman Nazif’in ölümünden sonra yazdığı ezberlenesi bir yazı olan “Son Şarklı”da yer alıyor.

 

Ahmed Haşim’in eski harfli kitapları, bu arada Gurabahane-i Lâklakan ilk defa 1969’da Latin harfleriyle yayınladığında, hem de Devlet Kitapları 1000 Temel Eser dizisinde, okuyucular bu cümleyi bulamadılar: “Cansız lügat onun elinde bir alev gibi yanardı.” Oldu mu ya şimdi? Gelin paragrafın tamamını okuyalım ve Haşim’in muhteşem Türkçesinin tadına varalım: “Süleyman Nazif bir şarklı zihniyetiyle ‘belagat’ kaidelerine büyük bir iman ile inanan son büyük edibimizdi.

SPONSOR REKLAMLAR

‘Söz’ün kudretini kelimelerin âhenginden, nidaların azametinden ve tezadların şimşeklerinden beklerdi. Fakat muhayirü’l-ukul bir hayat menbaı olan bu adam, ateşten parmaklarıyla kelimelere dokununca onları garip bir seyyaleyle canlandırmasını bilirdi.

 

Cansız kamus onun elinde bir şûle gibi yanardı.” Hâşim, yazıyı şöyle bitirir: “Süleyman Nazif kelimelerin serdarı idi. Kelimeler şimdi onsuz başıboş bir sürüdür.” Haşim’in “Son Şarklı”yı yazdığı 1926’dan sonra kamusa karşı yıkıcı bir savaş açılmıştı. Bir taraftan bin yıldır yüz binlerce eserin yazıldığı elifbamız değiştiriliyor, alfabe devrildikten sonra sıra dil devrimine geliyordu.

 

Kamusu devirmiş, 7-8 bin kelimelik “cep kılavuz”larına kalmıştık. Mamafih 1935’te yayınlanan Osmanlıcadan Türkçeye Cep Kılavuzu’nda “kamus”a “kamus”tan başka bir şey denilememişti!

SPONSOR REKLAMLAR

Lugat’e “söz, sözlük” denilerek kamus rahat bırakılmıştı. Bu yüzden 1945’te yayınlanan ilk Türkçe Sözlük’de kamus “büyük sözlük” olarak açıklanmış, hatta 1983’de yapılan 8. Baskıda da aynı açıklama yer almıştı. Tabiî kelimenin “eskimiş” olduğu belirtiliyordu. 1998’de yapılan 9. baskıda “eski” kaydı kalmakla ve karşılık da değişmemekle beraber, Falih Rıfkı’dan örnek bir cümle konulmuştur: “İstanbul sözündeki İstanbul kelimesinin mânalarını anlatmak için koca bir kamus lâzım.”

11.baskıda (2011) madde âdeta yeniden yazılıyor. Artık “kamus”un iki anlamı var: 1.si “sözlük”, 2.si “büyük sözlük”. Bu ne menem eskimiş kelime ki tarifi değişiyor! Bir şey daha var: Falih Rıfkı’nın cümlesi yine var. 9. Baskıda “büyük sözlük” anlamını açıklamak için kullanılan cümle bu sefer “sözlük” anlamını açıklamak için kullanıyor!

Falih Rıfkı’nın bu cümlede “kamus” u “büyük sözlük” mânasında kullandığını anlamamak için resmî “leksikograf” olmaktan başka çare yok! Kamus kelimesi Cumhuriyet’ten sonra gerçekten eskimişti, daha doğrusu ölmüştü; öldürülmüştü. Çünkü Cumhuriyetçiler büyük sözlüğe, zengin kelime varlığına karşıydı. Onlar zengin kamusların  yerine 1945 yılında 15-16 bin kelimelik Türkçe Sözlük’ü ikame ettiler. Bin yıllık dil varlığımızı bir yana bırakıp 25 yıllık fakirliğe razı olmaktan başka bir şey değildi bu.

 

SPONSOR REKLAMLAR

Peki, Kurum sözlüğünde 1980 sonrası “kamus” kelimesinin yaşayan bir kelime gibi işlem görmesini neye yormalıyız? Bunu büyük bir fikir ve edebiyat adamına borçluyuz: Cemil Meriç. Onun ilk baskısı 1974’te yapılan Bu Ülke’sinden okuyalım:

“Her mukaddesi yıkan Fransız ihtilali, tek mukaddese dokunmamış. ‘Kamus’. Kamus (dil, sözlük), bir milletin hafızası, yani kendisi heyecanıyla, hassasiyetiyle, şuuruyla. Kamus bir milletin namusudur. Kamusa uzanan el namusa uzanmıştır”. Cemil Meriç’in bu cümlesi ifade zenginliği bakımından bir fikir kamusu.

Eylül… Dil Bayramı ayı! Esasen dil yası, matemi ayı olmalı. Çünkü Türkçenin işleme, ameliyata -şimdi operasyon deniliyor- tâbi tutulduğu ay. İşte  bunun için 26 Eylül 1932’de Türk Dili Kurultayı toplandı. Onun yıldönümü “Türk Dil Bayramı” olarak kutlanıyor.

 

Size kaf ile kef’in hikâyesini anlatayam mı? Bayramda sevinir, güleriz ya; gülersiniz belki. “Atatürk el yazısı majisküllerini bilmezdi. Küçük harfleri büyütmekle yetinirdi. Kâğıdı aldı, Kemal’in baş harfini küçük q’nün büyütülmüşü ile, sonra da k’nın büyütülmüşü ile yazdı. Birincisi hiç hoşuna gitmedi. Bu yüzden Q harfinden kurtulduk. Bereket Atatürk q’nün majiskülünü bilmiyordu.

SPONSOR REKLAMLAR

Çünkü o k’nın büyütülmüşünden daha gösterişli idi” (Falih Rıfkı Atay,Çankaya).__

Leave a Reply