TIKLAYIN. Hafıza Teknikleriyle YKS YKS ..

Düğün Kelimesinin Tarihçesi

Düğün Kelimesinin Tarihçesi

SPONSOR REKLAMLAR ---

Düğün kelimesi “dü-ğüm” den mi geli-yor, “toy-gün”den mi? İştikakçılar ih-tilaf halinde. Tarihî ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lügati’nde And-reas Tietze “düğün”ün aslının toy-kün/doy-gün (doyma günü, ziyafet günü) olduğunu yazı-yor. Birleşik kelimede bir kay-naşma olmuş ve sonunda “tü-yündüğün” ortaya çıkmıştır. Toy kelimesinin de tek ba-şına düğün anlamına kulla-nıldığını düşünürsek, “böyle zahmet çekmeye gerek yok” diyebiliriz.

Toy-düğün deyi-minde iki kelimenin birlikte kullanılması, bizde iki eş an-lamlı kelimenin ard arda kul-landığı durumları hatırlatıyor; ya-zıkgünah veya köylü-kentli gibi. Biz “düğün bayram” diyoruz ya, Azeri-ler “toy bayram” diyorlar.

SPONSOR REKLAMLAR ---

“Düğün”ün “düğüm” olduğu; bağ, akit, özellikle evlenme akdi, yani nikâh anlamına geldiği görü-şü mantıksız değil. “Tügün” Divanü Lügati’t-Türk’de “düğüm” anlamın-da kullanılıyor. Tügün şeşildi (düğüm çözüldü), tügün tügüldü (düğüm dü-ğümlendi), aş boguzda tügüldü (ye-mek boğazda düğümlendi), tügün çi-ğildi (düğüm sağlamlaştırıldı), tügün tügündü (düğüm düğümlendi, kendi kendine düğümlendi)…

 

Türkiye Türkçesi dışındaki leh-çelere bakarsak toy kelimesinin Uy-gur bölgesinden Azerbaycan’a kadar yaygın bir coğrafyada “düğün” an-lamına kullanıldığını görebiliriz. “Düyün” Azerbaycan Dilinin İzahlı Lü-gati’nde hem “düğüm”, hem de “dü-ğün” karşılığı olarak yer alıyor. Sadece Azeriler değil Başkurt-lar, Kazaklar, Kırgızlar, Özbek-ler, Tatarlar, Türkmenler ve Uygurlar “düğüm”e “töyön, tü-yün, töyin, düvün, tügün” de-yip duruyorlar. Ama bizim bil-diğimiz “düğün” anlamında kullanmıyorlar.

 

Şenlik, ziyafet manasına “toy” veya “düğün”ü Arapça-da karşılayan kelime “velime”, Farsçada ise “sûr”. Düğünün zi-yafetten öte nikâhı da karşıla-yan bir kelime olarak kullanıl-dığını düşünebiliriz. Toyda ise böyle bir anlam yok. Düğün de-nildiği zaman, eğer sünnet dü-ğünü olduğu tasrih edilmemiş-se, evlilik sözkonusudur. Yoksa düğün şenlik, ziyafet anlamında kullanılmaz.

SPONSOR REKLAMLAR ---

 

Dedem Korkud’un Kitabı’nda iki dü-ğünden bahsedilmesini de düğünün bağlanma, akit anlamına kullanıldı-ğına yorabiliriz. Dedem Korkud iki düğünden söz ediyor: Kiçi düğün, ulu düğün. Kiçi, yani “küçük” dü-ğün, şimdiki söz ve nişanı karşılı-yor, ulu düğün ise, asıl evlenme me-rasimlerini. Üçüncü hikâyede beşik kertmesi olan Bamsı Beyrek ile Banı Çiçek’in evlilikleri anlatılmaktadır.

Toy, düğün anlamında da kulla-nılıyor. Nitekim Tebrizli şair Şehri-yar, “İzin ver toy gecesi men de sene daye gelim” diyor. Fakat esas olarak şölen, ziyafet anlamına “büyük top-lantı” demek. İşin eğlence ve şenlik yönünü de ihmal etmemek gereki-yor. Oğuzname’de beylerin düğün, doğum, ilk av, bir felaketin savuştu-rulması ve zafer gibi vesilelerle toy tertipledikleri anlatılıyor.

Orhun yazıtlarına göre, hakanın esas işlerinden biri halkı doyurmak. Türk devletlerinde hükümdar sara-yında her gün halka açık sofra ku-rulurdu. Bunun dışında ulu toylar yapılırdı. Bu umumî ziyafetlerle ilgi-li Dedem Korkud’un Kitabı aydınlatıcı bir ölçü verebilir: Dört bin yılkı (at), dört bin koyun yığıldı. “Depe gibi et yığ, göl gibi kımız sağdır, ulu toy ey-le…” Bazı toylar bir ay gece gündüz devam ediyor. Bu geleneğin Osmanlılarda da sürdüğü anlaşılıyor. Kanuni, Mohaç Zaferi dönüşünde Belgrad’da büyük bir toy verir. İstanbul’da da beş gün süren bir toy düzenlenir. Beş gün boyunca yenilir, içilir ve sonunda zi-yafet sofrasındaki kap kacak yağma edilir. Bu eski bir Türk geleneğidir ki, “han-ı yağma” denilirdi!

Gelin hem ağlar, hem gider Osmanlı tarihinin sonradan “Lâle Devri” olarak adlandırılacak döne-mi, 15 gün 15 gece süren bir sünnet düğünü ile başlar. Devrin padişahı III. Ahmed’in oğulları sünnet edile-cektir. Zamanın ünlü şairlerinden Seyyid Vehbî bu büyük düğünü Sûr-name’sinde tasvir eder. Minyatürleri-ni de büyük nakkaş Levnî yapar. Osmanlı’nın Batı karşısında mu-zafferiyet sağlayan gaza fikriyatını bir kenara atmak zorunda kaldığı bir dönemde yapılmaktadır bu dü-ğün. Şehzadelerle birlikte 5 bin ço-cuk da sünnet ettirilir.

SPONSOR REKLAMLAR ---

Ok Meyda-nı’nda yapılacak düğün için aylar öncesinden olağanüstü hazırlıklara girişilir. Şekerden çiçek bahçeleri yapılır, ziyafetler için 16 bin kümes hayvanı tedarik edilir, 80 kişilik saz takımı kurulur. Ayak ciritleri oyna-nır, kuklalı arabalar geçer; hokka-bazlar, canbazlar, şişebazlar hüner gösterir, yanması yarım saat süren çarkıfelek fişengi ateşlenir, Okmey-danı’na kendi kendine çıkan gemi yürütülür. Yürüyen kale, kandil do-nanması, ayı güreşleri, ok yarışları yapılır.

Bir defasında 10 bin tabla pi-lavzerde dağıtılır: Bu neredeyse bü-tün İstanbul ahalisinin doyurulma-sı demektir. Bu yemek denizinde kayıkların nasıl yüzdüğünü varın siz tahmin edin! Tabii bütün sultanî düğünlerde olduğu gibi “ordu alayı” denilen bü-yük esnaf alayları tertip edilir. Bu alaylarda İstanbul’un bütün esnafı sanatını icra ederek geçer. Düğün gücü yetene büyük şen-lik ve eğlence… Geçmişte olduğu gi-bi günümüzde de böyle. İki gencin evlenmesi âdeta iki dünyanın bir araya gelmesi gibidir. O güne kadar farklı birer ırmak gibi akan iki in-san düğümlenip tek nehir olacaktır. Bu birliktelik bir seri ayrılıkla ger-çekleşir. Güvey ailesinden ayrılır, arkadaş çevresi ile eskisi kadar be-raber olamaz. Gelinin ailesinden ay-rılığı daha hüzünlü bulunur. Bu kı-na türkülerine yansımıştır:

Bülbüller düğün eyler Bilmem ki ne gün eyler Ben feleğe neyledim Bana bildiğin eyler Kına gecesinin sultanı gelindir. Her şey onun etrafında döner. Tür-küler onun içindir, sazlar onun için çalınır, oyunlar onun için oynanır. Bu şenlik havası içinde gelini hüzne sevkedecek yanık türküler zaman zaman havayı ağırlaştırır. Bunla-rın en meşhuru “Aşrı aşrı memleke-te kız vermesinler” olmalıdır. Gelin kız, bir hayattan başka bir hayata geçmektedir. Bilhassa annesinden ayrılmak ona zor gelir. Ertesi gün düğün alayı vardır ve gelin ata binip gidecektir. Düğün alayı, gelinin kız evinden oğlan evine götürülmesi münasebe-tiyle düzenlenen alaydır.

Atlar eğerlendi geldi kapıya Kız cehizin topla doldur terkiye Şimdi kızlar başlar yanık türküye Doldur pınar doldur ben gider oldum Anamı babamı terkeder oldum… İki dünyanın bir araya gelmesi, yeni dünyaların teşekkülü için ezelî bir hükümdür. Bu ilahî hükme uy-mak zaruridir. Bu yüzden gelin hem ağlar, hem gider!

SPONSOR REKLAMLAR ---

Leave a Reply