TIKLAYIN. Hafıza Teknikleriyle YKS YKS ..

Bel Kemerinin Tarihçesi

Bel Kemerinin Tarihçesi

Hak budur kim şâh divanın temâşâ kılmağa/ Düzdi tak-i zer-nigâra la’lden manzâr güneş” (Güneşin, padişah divanını seyretmek için altın işlemeli kemere yakuttan bir pencere açtığı hakikattir) der. Ahmed Paşa. Fatih Sultan Mehmed’i güneşe, kemeriyse semaya benzeterek Sultan’ın divanı gizlice temaşa etmesini latif bir benzetmeyle ifade eder.

Kemer kâh sevgilinin âguşunu bezeyen bir âşık, kâh tekke adabını öğreten bir sembol olarak kuşatır tarihin belini. Nerede kullanılırsa kullanılsın insanoğlu için itidalin remzi gibidir. Arapça orta, ortalama anlamlarına gelen “vasat”, tekkede kemer bağlama anlamında kullanılırmış, buna da erenler “şed bağlamak” derlermiş. Öte yandan Ferit Devellioğlu’nun Türkçe Ansiklopedik Lûgat’ında “bele takılan kuşak, kayış; pantolon, şalvar gibi  giyeceklerin bele rastlayan kısmı” olarak geçer. Bizim memleketin kemerleri Anadolu’nun değişik yörelerine göre karakter kazanmıştır.

SPONSOR REKLAMLAR

Mesela Karadeniz’de altın veya gümüşten hasır örgülü, Doğu ve Orta Anadolu’da sevadlı gümüş kemerler, Orta Anadolu ve Trakya’da telkari kemer bağlamak düğün ve eğlencelerde âdet haline gelmiştir. Gelinlere babası tarafından kıymetli bir kemer bağlanması geleneği de kızın, kocasının hizmetine bel bağladığının işaretiydi.

 


Eski manasıyla iki akarsuyun birleştiği yer anlamındaki tokaya değinmeden olmaz. Tokalaşmak iki elin birleşmesi, mutabakat, anlaşmak demek. Bir kemerin üzerine kurulduğunda da kuşattığı beli koruyup kollayacağına dair bir ahit olur. Bilhassa İstanbul’da altın veya gümüşten mamul tokaların üzerine yeşim ve mercan gibi kıymetli taşlar döşenirdi.

 

Osmanlı’nın kılıç kuşanma törenlerinde padişah Eyüp Sultan Hazretlerinin türbesini ziyaret ederdi  evvela . Sonrasında törenle, kemerden sarkan biri uzun, diğeri kısa zincirlerden kınındaki halkalarla bağlanan kılıç kuşanılırdı. Dönüşte de yol üzerindeki atalarının türbelerini ziyaret ederdi.

SPONSOR REKLAMLAR

 

Eskiden seyahatlerde tokasızaltın kemer” kullanılırdı. Sağlam ve yumuşak bir bezden yahut yumuşak sahtiyandan (tabakalanarak boyanmış ve cilalanmış deri) yapılırdı. 4-5 parmak eninde iki katlı olarak kesilip dikilen bu kemerlerin iki katı arasına altın paralar yerleştirilip teker teker dikilirdi.

Bu kemerler çamaşır altından ten üzerine bağlanırdı. Hem yol için gizli bir harçlık, hem de hava şartlarına karşı seyyahı koruyan bir mahfazaydı.

 

Tekkelerin vazgeçilmezi 

SPONSOR REKLAMLAR

Kemerler aynı zamanda bir mürşidin hizmetine bel bağlamanın da sembolüydü. Misal, “kulluk kemerini bağlamak” tarikata girmek, “kemer sıkmak” ise seyr ü sülûk yolunda gayretle çabalamak demekti. Bu kemere de “gayret kuşağı” denirdi.

 

Medreselerde, talebelerin hizmetlerine bakmak üzere seçilmiş özel kişiye de ‘kemer’ denilirdi. İmaretten çorbayı alır, medreseye getirerek dağıtır, temizlik vs. hizmetlere bakardı. Bu talebe müderris ve öğrenciler arasında adeta elçilik vazifesi görürdü. Bektaşiler zamanında bellerine sardıkları kemere, Hz. Ali’nin (ra) kölesi  olan Kanber’e telmihle “Kanber-i Ali”derlermiş. Yuvarlak şerit veya örme kaytandan yapılan bu kemer, bağ vazifesini  gören armut biçiminde Hacı Bektaş taşıyla birbirine bağlanırmış.

 

kemerin-tarihcesiBir de Farsça, kemer bağlama manasında kemer-beste terkibi vardı. Bektaşi rivayetlerine göre Hz. Ali, Hz. Hasan (ra) ve Hz. Hüseyin (ra) başta olmak üzere 17 evladına kemer ve silah  kuşatmış. Her birine Esma-i Hüsnâ’dan birini  telkin etmiş, onlar da kendilerine söylenen ismi zikrederek savaşırmış.

SPONSOR REKLAMLAR

 

Ahmed Rif’at Efendi’nin Mir’âtu’l-Makasıd’ında  Bektaşi gülbanklarındaki 17 kemer-beste ifadesinin de buradan geldiği söylenir. Farsça yün kemer anlamındaki “nemed” Mevlevilerin tennure üzerine sardıkları kemerde kendine “elif-i nemed” adında bir remz bulur. Sağdan sola doğru sarılan bu kemer tarikata giren müride, mürşidi tarafından üç veya yedi kere dolanarak sarılırdı. Ayin esnasında da kemeri takmak mecburiydi.

Kadirî ve Rufaîlerin bellerine sardıkları kuşağın genişliği de 8 ila 10 santim arasında olup çuha kumaşından yapılırdı. Kemerin bir ucuna parça parça dikilmiş meşin üzerine üç sıra halka iliştirilirdi. Kemerin öteki ucuna konan çengeller de halkalara iliştirilir ve bu kemeri sadece mürşide biat edenler kuşanırdı.  Yunus, imdi tevbeye gel Can sendeyken eyle amel Aşk ile gel kuşanıgör Bu dervişlik pâlhengini der Yunus Emre. Farsça av veya suçlu kişinin bağlandığı kemende veya ipe “pâlheng” dermiş eskiler. Aynı zamanda dizgin anlamına da gelir bu söz. Kalenderi ve Bektaşilerde pirinç veya gümüşten bir mahfaza bu taşı arkadan tutarmış.

 

Arkadaki bir halkadan geçen kuşakla da beldeki kemerin üstüne ve göbeğin sol tarafına gelecek şekilde kuşanılırmış. Bu taş onu bağlayanın, nefsini kemendine bağlayıp yendiğine, dünya şehvetlerinden kurtulduğuna alamettir. On iki İmam’a işaret olarak da 12 köşelidir. Kemerin hikayesi uzar gider. Sözü Enderunlu Fazıl’a vererek son bir delik daha açalım bağrında:

SPONSOR REKLAMLAR

 Zerrin kemeri bağladı bir ince bel oldu

Bir nahli tecelli dimeğe muhtemel oldu

Leave a Reply